Yasalar

Kanadalılar Kart Yasası Gerekliliğini Tartışıyor!

Kanada’nın büyük kredi kartı şirketleri, siyasileri işlerine karışmamaları konusunda uyardılar ve ödemelerde yapılacak bir düzenlemenin müşterilere zarar vereceğini belirttiler.

MasterCard Kanada’nın başkanı Betty De Vita, Avustralya’yı örnek gösterdi, ülkenin ödemeleri düzenlemesinin sonuçlarının  “beklenmeyen sonuçlara dair bir ders” olduğunu belirtti.

Perşembe günü yapılan Senato kuruluna “Düzenlemenin, tüketici fiyatlarını indirmelerini bekliyorlardı. Ne oldu? Fiyatlar aşağı inmedi.” dedi.

“Eğer  takas komisyonları  yapay yollarla azaltılırsa, bankalar bu azalışa karşı önlem almak durumunda kalırlar. Avustralya tüketicileri  kart ücretlerinin ve  faizlerin  arttığını,  bonus gibi ek  hizmetlerin  ile azaldığını gördüler.”

Kredi kartlarını denetleyecek bir kurum oluşturulmasını isteyen liberal görüşlü senatörler, bu açıklamayı inandırıcı ve ikna edici bulmadılar.

Liberal senatör Pierrette Ringuette, kredi kartı endüstrisinin kontrol altında tutulması gerektiğini, yılın başında Finans Bakanı Jim Flaherty’nin belirttiği gönüllü iyi niyet yaklaşımının yeterli olmadığını söyledi.

Açıklamasında kredi kartı şirketlerinin, bankaların ve sektörün diğer oyuncularının, yüksek işyeri komisyonlarından  ve  kredilendirilen kredi kartı borçlarına uyguladıkları yüksek faizlerden senede 7 milyar dolar gibi bir para kazandıklarını belirtti.

By Julian Beltrame | Thu Nov 25 2010 OTTAWA

Sn. Aydın Ayaydın’ın uyarısı ciddiye alınmalıdır

Yargıçlar, baktıkları davada taraf olan kurumların seminerlerine katılmalı mı?

Hâkimler ve savcılar adalet dağıtır. Üstelik çok zor şartlar altında. Davaların birden fazla tarafı vardır. Kararlar bir tarafı mutlu ederse diğer tarafları da doğal olarak mutsuz eder. Ancak yargıç kararı, teraziden geçmiş kabul edilir ve taraflar o karara saygı göstermek zorundadır. Kaldı ki, yerel mahkemenin kararları bir de Yargıtay süzgecinden geçer.

Peki her yargı kararı doğru mudur?

Elbette yanlış kararlar da vardır. Yargı mensubu kararını bağımsız ve vicdani kanaati ile almış olmalıdır. Arada bir yanlış karar olur ise ki mutlaka vardır, gölgeleyen bir olay olmaması halinde, o karar yanlış olsa da herkes yargının verdiği karara saygı duymak zorunda.

Yargıçlar eğitim seminerlerine katılmalı

Yargı mensupları, değişen kanunlara yönelik uygulamalarda ve bazı uzmanlık gerektiren konularda kendilerini yenilemek zorunda. O nedenle kısa süreli de olsa seminer, panel gibi eğitim çalışmalarına katılmaları gerekebilir. Ancak bunların ya üniversiteler ya da Adalet Bakanlığı’nca düzenlenmiş olması koşuluyla. Bakanlık, eğitim programlarını hafta sonlarında beş yıldızlı otellerde düzenlemeli, hâkim ve savcıların aileleri birlikte katılmalarını sağlamalıdır.

Hepimiz görüyoruz ve biliyoruz ki, mahkemelerde en önemli davaları bulunan bankalar, ya üst birlikleri olan Bankalar Birliği ya da kredi kartları konusunda BKM vasıtasıyla Abant’ta veya Antalya’da 5 yıldızlı otellerde, yargı mensuplarına yönelik hafta sonları eğitim semineri adı altında toplantılar düzenler. Bu toplantılara bazı mahkeme Başkanları, üyeler, cumhuriyet savcıları, Yargıtay üyeleri ve hatta Bakanlık mensupları davet edilir ve tüm masraflar; Bankalar Birliği ya da BKM tarafından karşılanır. Bu toplantılara bankaların çok çok önemli davalarına bakan hâkim ve savcıların yanında, o mahkemelerdeki davalarını yürüten banka hukuk müşavirleri ve de avukatları da katılır. Bu ne kadar doğru?

Yargıcın eğitim biçimini Anayasa belirlemiş

Bunda ne var denilebilir. Eminim ki katılan yargı mensupları son derece iyi niyetle davete icabet etmişlerdir ve karar alırken bunların etkisi altında kalmazlar. Diyelim ki davet eden ve bu yargıçların baktığı davalarda dosyaları bulunan bankalar da tamamen iyi niyetli. Yine de bu doğru değildir. Hâkimlik ve savcılık mesleği çok kutsal ve de özen gösterilmesi gereken bir meslektir. Nitekim Anayasamızda hiçbir kurum için öngörülmezken sadece hâkimlik ve savcılık mesleği için “meslek içi eğitim”in nasıl yapılacağı açıkça belirtilmiştir. T.C. Anayasası’nın 140. maddesinde; “Hâkim ve savcılık mesleğinin “meslek içi eğitimi” kanunla belirlenir” deniliyor. Demek ki, hâkim ve savcılarımızın meslek içi eğitiminin ne şekilde yapılacağını kanun belirleyecektir. Böyle bir kanunda da hâkim ve savcıların, baktıkları davaların tarafı olan kurumlar tarafından eğitilmesi öngörülmez. O kurumlar, Adalet Bakanlığı ve üniversitelerimiz olacaktır.

Davanın diğer tarafı da eğitim gezisi düzenlerse

Tamamen iyi niyetle eğitim seminerlerini düzenleyen bankalarımızı bir tarafa bırakıyor, tersinden bir örnek vermek istiyorum. Kamu bankaları dahil tüm bankalar TTK’ye göre kurulmuş birer anonim şirkettir. Diyelim ki, banka olmayan X şirketinin bir mahkemede çok önemli bir davası var. Bu X şirketi de Dubai’nin en güzel 7 yıldızlı otelinde hafta sonunda hâkim ve savcılara yönelik bir eğitim semineri düzenlemeye ve davasına bakan hâkim ve savcıyı da davet edip tüm masraflarını karşılamaya kalkarsa bu doğru olur mu? Elbette olmaz. Bu doğru değilse, mahkemelerde en büyük taraf olan bankaların da eğitim semineri adı altında bu tür davetler düzenlemesi ve davetlere yargı mensuplarının icabeti de doğru değildir.

Bakanlık bu olaya el atmalı

Büyük görev, Adalet Bakanlığı ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na düşüyor. Bakanlık, bütçesine ödenek koyar; ister yurt içinde, ister yurt dışında, hangi hâkim ve savcının eğitim seminerine katılma ihtiyacı varsa 5 yıldızlı otel ödeneğini, yolluk ve yevmiyesini karşılar, o hâkim ve savcı da aslanlar gibi gider eğitimini alır, cebinden çıkardığı para ile otel ve yemek masrafını öder ve döner. Böylece de hiç kimseye karşı mahcup olur muyum diye bir endişe taşımadan bağımsız olarak kararını alır. Kimse de tek bir laf edemez

Aydın Ayaydın

Vatan 2/11/2009

Kredi Kartları ile Banka Kartları Aynı Hükümlere Tabi Olur mu?


2001 krizinde işsizliğin artması ve reel ücretlerin düşmesi ile birlikte, hane halkının ücretli kesiminde ciddi bir ödeme güçlüğü sıkıntısı ortaya çıktı. Ödeme güçlüğü ile karşılaşanların büyük bölümü kredi kartı borçluları idi.

Böyle bir olaya hükümetin de ilgisiz kalamayacağı açıktı. Olay öncelikle Bankacılık düzenleme ve denetleme Kurulu tarafından sahiplenildi ve 1993 yılından beri bekleyen Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanun Tasarısı üzerinde gereken güncellemeler yapılıp meclise sunuldu.

1993 yılında bu kanunun ilk taslağı hazırlandığında hedef, tüketici/kart hamili haklarının korunması değildi. Hedef kredi kartları işlemlerinin güvenliği idi.

Banka kartları esas olarak bir mevduat hesabına bağlı olarak çıkarılan ve hesaptan işlem yapmak için mudiyi bankaların çalışma saatlerine olan bağımlılığından kurtarmayı, 7 gün 24 saat hesabına erişerek işlem yapma olanağı sağlamayı amaçlayan bir araçtır. Kredi fonksiyonu yoktur ve tümüyle şifreli ve on-line otorizasyonlu çalışır. Bu nitelikleri ile kredi kartlarından önemli ölçüde farklılaşır.

Yasa koyucu pek çok yerde banka kartı kredi kartı ayırımı yapmadan, “kart” terimi ile düzenleme yaptığından kuralın hem banka kartlarına hem de kredi kartlarına uygulanması zorunluluğu ortaya çıkmakta, bu durum ise kredi kartı için anlamlı olan bir düzenlemenin banka kartı için yanlış veya anlamsız olması sonucunu doğurmaktadır. BU konuda yasada örnek epeyce fazladır.:

  1. Harcama belgesi tanımı: Yasanın 3/k fıkrasında harcama belgesi, “Banka kartı veya kredi kartı ile yapılan işlemler ile ilgili olarak üye işyeri tarafından düzenlenen, kart hamilinin işlemden doğan borcu ile diğer bilgileri gösteren ve kart hamilinin kimliğinin bir kod numarası, şifre veya kimliği belirleyici başka bir yöntemle belirlendiği haller dışında kart hamili tarafından imzalanan belgeyi,” şeklinde tanımlanarak, banka kartı veya kredi kartı ile yapılan işlemler aynı statüye yerleştirilmiştir. Oysa aralarında çok önemli bir fark bulunmaktadır. İşlem kredi kartı ile yapıldığında kart hamili, harcama belgesini imzalamakla, kendi bankasına (issuer/ihraçcı) işlem bedelini üye işyerine ödemesi için talimat vermiş oluyor. Nitekim, herhangi bir nedenle işyeri, kendinden kaynaklanmayan nedenlerden dolayı bankadan işlem bedelini tahsil edemediği zaman, kart hamiline rücu hakkına sahiptir. Oysa işlem banka kartı ile tamamlandığında, işlem bittiği anda hesaplar arasında transfer gerçekleşmiştir, işlem tutarı kart hamilinin hesabından işyerinin hesabına hukuken transfer edilmiştir. Yani işlemin bedeli kesin olarak ödenmiştir.

Bu nedenle, harcama belgesi için “…kart hamilinin işlemden doğan borcu” ifadesi kredi kartı işlemi için doğru olurken, banka kartı işlemi için ancak bir hesap özeti görevi görmektedir.

  1. Kart çıkarma ve buna ilişkin yükümlülükleri düzenleyen 8. maddenin ilk fıkrası yine banka kartı, kredi kartı ayırımı yapmadan “Kart çıkaran kuruluşlar, talepte bulunmayan veya sözleşme imzalamayan kişiler adına hiçbir şekil ve surette kart veremezler” diyerek, bankaların mudilerine talep etmedikleri sürece banka kartı vermelerini yasaklamıştır. Banka kartı vermenin, mudinin hayatını kolaylaştırmaktan başka ne riski var acaba?
  2. Kartın kaybolması veya çalınması halinde doğacak zarardan sorumluluk düzenlenirken de banka kartı kredi kartı ayrımı yapılmamıştır. Kredi kartlarının şifresiz kullanımı mümkün olduğu için bu tür zararlar olabilir. Ancak banka kartları yalnızca şifre ile kullanılabildiği için böyle bir zararın olmaması gerekiyor. Eğer olursa kart hamili kart ile birlikte şifresini de kaybetmiştir ki bu da ağır bir kusurdur, madde kapsamına yine girmeyecektir. Kartın ve şifrenin birlikte kullanıldığı durumlarda, işlemin kart hamilinin bilgi ve sorumluluğu dahilinde olacağının belirtilmesi daha doğru olurdu. Sorumluluktan kurtulmak için kusuru olmadığını kanıtlama kart hamilinin yükümlülüğüne bırakılmalı idi.
  3. En dikkat çekici düzenleme ise sorumluluğun başlama anı ile ilgilidir. Kart kullanımına ilişkin yükümlülükleri düzenleyen 15. madde “Kart kullanımından doğan sorumluluk, sözleşme imzalandığı ve kartın zilyetliğine geçtiği veya fizikî varlığı bulunmayan kart numarasının öğrenildiği andan itibaren, kart hamiline aittir.” Hükmü ile kredi kartlarına ilişkin bir düzenleme getirmiş oluyor Çünkü kredi kartları, şifresiz ve on-line otorizasyon alınmadan da kullanılabildiği için kartın teslim alınması ile birlikte sorumluluğun doğması normaldir. Ancak banka kartı ancak şifresi de teslim edilirse işlem yapabilir ve risk yaratabilir. O halde banka kartları için sorumluluğun kart ve şifre tesliminin tamamlanması ile başlayacağı kabul edilmelidir. Şifrenin posta yoluyla, şube aracılığıyla veya çağrı merkezi üzerinden teslim edilmiş veya üretilmiş olması önemli değildir.
  4. Kartın imzalanması konusu da benzer bir düzenlemeye sahiptir. Yine 15. maddede konu, “Kartın imza hanesinin kart hamili tarafından imzalanmış olması zorunludur” şeklinde düzenlenmiştir. Konu, chip&pin uygulaması ile önemini yitirmiş olmasına rağmen, bazı şartlar altında şifresiz ve on-line otorizasyon alınmaksızın da kullanım imkanı halen olduğundan önemini bir anlamda korumaktadır. Banka kartları ise çoğunlukla ATM’lerde kullanılır ve imza elbette gereksizdir. Alışverişlerde kullanıldığında ise, işlem imza ile değil şifre ile tamamlanır. İmza aranmaz. O halde banka kartının arkasının imzalanmasının ne anlamı kalıyor?

Banka ve kredi kartları için hazırlanmış yasa kredi kartlarına mahsus hükümlerle banka kartlarına mahsus hükümleri ayrıştırılmalı idi. Bankalar tarafından ihraç edilmiş olmaları ve her ikisinin de ileri teknoloji kullanıyor olmaları, hukuken aynı statüye konmaları için yeter sebep değildir. Yasanın banka kartları ve kredi kartlarını birlikte kapsayacağı alan yalnızca güvenlik ve kalite standartlarını belirleyen kurallar olmalı idi.

Parayla Şaka Olmaz

Samsun’da çalıştığı bankada sayım sırasında arkadaşlarına para alıyormuş gibi şaka yapınca başına gelmedik kalmadı! SAMSUN (İHA)

Samsun’da görev yaptığı bankada akşam sayımı sırasında arkadaşlarına para alıyormuş gibi güvenlik kamerasına doğru şaka yapan bayan operasyon şefi, bir gün sonra bankadan 50 bin euronun çalındığının ortaya çıkması üzerine ‘zimmet’ suçundan 7 yıl 6 ay hapis, 30 bin TL’de para cezasına çarptırıldı.

Mahkeme heyeti ayrıca, bayan bankacının 50 bin euro parayı de geri ödemesine karar verdi. TEB Samsun Şubesi’nde operasyon şefi olarak görev yaparken akşam sayımından sonra kasaya konulmak üzere çantaya konulması gereken paraların arasından 50 bin euroyu kendi çantasına koyduğu iddiasıyla ‘zimmetine para geçirmek’ suçundan hakkında dava açılan Dilek Şahin (34) Samsun 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanması sona erdi. Tutuksuz olarak yargılanan Dilek Şahin, hakkındaki suçlamaları kabul etmedi.

Müdürlüğe terfi beklerken güvenlik kamerası karşısında böyle bir olayı gerçekleştirmesinin mümkün olmadığını belirten Şahin, “Normalde kasayı sayarak teslim alıyoruz. TL ve dövizi ayrı ayrı çantalara yerleştiriyoruz. Paralar elimizdeydi. O sıra gişedeki bir arkadaş, ‘Paraları aldık. Elinde paralar nereye gidiyorsun?’ deyince kameraya doğru şaka yaptım. Bu sırada arkadaş kameranın çektiğini gösterdi. Şakalaşıp parayı kasaya gönderdik. Bir gün sonra 50 bin euro kasa açığı çıktı. Bana, ‘Sen kameraya doğru şaka yapmıştın, sen almış olabilir misin?’ diye sordular.

Müfettişler geldi ve daha sonra hakkımda dava açıldı. Birileri parayı aldı, kameraya doğru şaka yapınca olay benim üzerime kaldı” dedi. Bankanın güvenlik kamerası kayıtlarında şaka olayı saniye saniye kaydedilirken, paranın alınma olayının ise kesin olarak belli olmadığı ortaya çıktı. Mahkeme heyeti, Dilek Şahin’i vicdani kanaatlerine göre ‘zimmet’ suçundan 7 yıl 6 ay hapis, 30 bin TL de adli para cezasına çarptırdı. Şahin’in ayrıca 50 bin euro parayı geri ödemesine karar verildi. Dilek Şahin’in avukatı Suat Uzun, Yargıtay’a itirazda bulunacaklarını söyledi

Hoş Gelişler Ola 5915 Sayılı Yasa

TBMM tarafından 24.6.2009 tarihinde kabul edilen 5915 sayılı “Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” iki maddelik bir kanundur. Bir maddenin geçici madde olduğu düşünülürse tek Maddelik bir kanun olduğu dahi söylenebilir. Birinci madde 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanununun 24.maddesini değiştirirken, ikinci madde temerrüde düşmüş kredi kartı borçlularının borçlarını yeniden yapılandırma imkanı veren geçici bir maddedir. Devamını Okumak için »