2001 krizinde işsizliğin artması ve reel ücretlerin düşmesi ile birlikte, hane halkının ücretli kesiminde ciddi bir ödeme güçlüğü sıkıntısı ortaya çıktı. Ödeme güçlüğü ile karşılaşanların büyük bölümü kredi kartı borçluları idi.

Böyle bir olaya hükümetin de ilgisiz kalamayacağı açıktı. Olay öncelikle Bankacılık düzenleme ve denetleme Kurulu tarafından sahiplenildi ve 1993 yılından beri bekleyen Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanun Tasarısı üzerinde gereken güncellemeler yapılıp meclise sunuldu.

1993 yılında bu kanunun ilk taslağı hazırlandığında hedef, tüketici/kart hamili haklarının korunması değildi. Hedef kredi kartları işlemlerinin güvenliği idi.

Banka kartları esas olarak bir mevduat hesabına bağlı olarak çıkarılan ve hesaptan işlem yapmak için mudiyi bankaların çalışma saatlerine olan bağımlılığından kurtarmayı, 7 gün 24 saat hesabına erişerek işlem yapma olanağı sağlamayı amaçlayan bir araçtır. Kredi fonksiyonu yoktur ve tümüyle şifreli ve on-line otorizasyonlu çalışır. Bu nitelikleri ile kredi kartlarından önemli ölçüde farklılaşır.

Yasa koyucu pek çok yerde banka kartı kredi kartı ayırımı yapmadan, “kart” terimi ile düzenleme yaptığından kuralın hem banka kartlarına hem de kredi kartlarına uygulanması zorunluluğu ortaya çıkmakta, bu durum ise kredi kartı için anlamlı olan bir düzenlemenin banka kartı için yanlış veya anlamsız olması sonucunu doğurmaktadır. BU konuda yasada örnek epeyce fazladır.:

  1. Harcama belgesi tanımı: Yasanın 3/k fıkrasında harcama belgesi, “Banka kartı veya kredi kartı ile yapılan işlemler ile ilgili olarak üye işyeri tarafından düzenlenen, kart hamilinin işlemden doğan borcu ile diğer bilgileri gösteren ve kart hamilinin kimliğinin bir kod numarası, şifre veya kimliği belirleyici başka bir yöntemle belirlendiği haller dışında kart hamili tarafından imzalanan belgeyi,” şeklinde tanımlanarak, banka kartı veya kredi kartı ile yapılan işlemler aynı statüye yerleştirilmiştir. Oysa aralarında çok önemli bir fark bulunmaktadır. İşlem kredi kartı ile yapıldığında kart hamili, harcama belgesini imzalamakla, kendi bankasına (issuer/ihraçcı) işlem bedelini üye işyerine ödemesi için talimat vermiş oluyor. Nitekim, herhangi bir nedenle işyeri, kendinden kaynaklanmayan nedenlerden dolayı bankadan işlem bedelini tahsil edemediği zaman, kart hamiline rücu hakkına sahiptir. Oysa işlem banka kartı ile tamamlandığında, işlem bittiği anda hesaplar arasında transfer gerçekleşmiştir, işlem tutarı kart hamilinin hesabından işyerinin hesabına hukuken transfer edilmiştir. Yani işlemin bedeli kesin olarak ödenmiştir.

Bu nedenle, harcama belgesi için “…kart hamilinin işlemden doğan borcu” ifadesi kredi kartı işlemi için doğru olurken, banka kartı işlemi için ancak bir hesap özeti görevi görmektedir.

  1. Kart çıkarma ve buna ilişkin yükümlülükleri düzenleyen 8. maddenin ilk fıkrası yine banka kartı, kredi kartı ayırımı yapmadan “Kart çıkaran kuruluşlar, talepte bulunmayan veya sözleşme imzalamayan kişiler adına hiçbir şekil ve surette kart veremezler” diyerek, bankaların mudilerine talep etmedikleri sürece banka kartı vermelerini yasaklamıştır. Banka kartı vermenin, mudinin hayatını kolaylaştırmaktan başka ne riski var acaba?
  2. Kartın kaybolması veya çalınması halinde doğacak zarardan sorumluluk düzenlenirken de banka kartı kredi kartı ayrımı yapılmamıştır. Kredi kartlarının şifresiz kullanımı mümkün olduğu için bu tür zararlar olabilir. Ancak banka kartları yalnızca şifre ile kullanılabildiği için böyle bir zararın olmaması gerekiyor. Eğer olursa kart hamili kart ile birlikte şifresini de kaybetmiştir ki bu da ağır bir kusurdur, madde kapsamına yine girmeyecektir. Kartın ve şifrenin birlikte kullanıldığı durumlarda, işlemin kart hamilinin bilgi ve sorumluluğu dahilinde olacağının belirtilmesi daha doğru olurdu. Sorumluluktan kurtulmak için kusuru olmadığını kanıtlama kart hamilinin yükümlülüğüne bırakılmalı idi.
  3. En dikkat çekici düzenleme ise sorumluluğun başlama anı ile ilgilidir. Kart kullanımına ilişkin yükümlülükleri düzenleyen 15. madde “Kart kullanımından doğan sorumluluk, sözleşme imzalandığı ve kartın zilyetliğine geçtiği veya fizikî varlığı bulunmayan kart numarasının öğrenildiği andan itibaren, kart hamiline aittir.” Hükmü ile kredi kartlarına ilişkin bir düzenleme getirmiş oluyor Çünkü kredi kartları, şifresiz ve on-line otorizasyon alınmadan da kullanılabildiği için kartın teslim alınması ile birlikte sorumluluğun doğması normaldir. Ancak banka kartı ancak şifresi de teslim edilirse işlem yapabilir ve risk yaratabilir. O halde banka kartları için sorumluluğun kart ve şifre tesliminin tamamlanması ile başlayacağı kabul edilmelidir. Şifrenin posta yoluyla, şube aracılığıyla veya çağrı merkezi üzerinden teslim edilmiş veya üretilmiş olması önemli değildir.
  4. Kartın imzalanması konusu da benzer bir düzenlemeye sahiptir. Yine 15. maddede konu, “Kartın imza hanesinin kart hamili tarafından imzalanmış olması zorunludur” şeklinde düzenlenmiştir. Konu, chip&pin uygulaması ile önemini yitirmiş olmasına rağmen, bazı şartlar altında şifresiz ve on-line otorizasyon alınmaksızın da kullanım imkanı halen olduğundan önemini bir anlamda korumaktadır. Banka kartları ise çoğunlukla ATM’lerde kullanılır ve imza elbette gereksizdir. Alışverişlerde kullanıldığında ise, işlem imza ile değil şifre ile tamamlanır. İmza aranmaz. O halde banka kartının arkasının imzalanmasının ne anlamı kalıyor?

Banka ve kredi kartları için hazırlanmış yasa kredi kartlarına mahsus hükümlerle banka kartlarına mahsus hükümleri ayrıştırılmalı idi. Bankalar tarafından ihraç edilmiş olmaları ve her ikisinin de ileri teknoloji kullanıyor olmaları, hukuken aynı statüye konmaları için yeter sebep değildir. Yasanın banka kartları ve kredi kartlarını birlikte kapsayacağı alan yalnızca güvenlik ve kalite standartlarını belirleyen kurallar olmalı idi.