TBMM tarafından 24.6.2009 tarihinde kabul edilen 5915 sayılı “Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” iki maddelik bir kanundur. Bir maddenin geçici madde olduğu düşünülürse tek Maddelik bir kanun olduğu dahi söylenebilir. Birinci madde 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanununun 24.maddesini değiştirirken, ikinci madde temerrüde düşmüş kredi kartı borçlularının borçlarını yeniden yapılandırma imkanı veren geçici bir maddedir.

Birinci maddede, 5464 sayılı yasanın 24/3 fıkrasındaki “Sözleşmede belirtilen asgari tutar, dönem borcunun yüzde yirmisinden aşağı olamaz. Hesap özetinde yer alan asgari ödeme tutarı son ödeme tarihinde ödenmediği taktirde, kart hamili ödenmeyen tutar için sözleşmede öngörülen gecikme faizi dışında bir yükümlülük altına sokulamaz” hükmünü genişleterek, “Sözleşmede belirtilen asgari tutar dönem borcunun yüzde yirmisinden aşağı olamaz. Kurul Hazine Müsteşarlığı ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının olumlu görüşünü alarak, bu oranı yüzde kırka kadar artırmaya, artırdığı oranı yüzde yirmiye kadar düşürmeye veya belirtilen sınırlar dahilinde söz konusu oranı kart hamili grupları itibariyle farklılaştırmaya yetkilidir. Hesap özetinde yer alan asgari ödeme tutarı son ödeme tarihinde ödenmediği takdirde kart hamili ödenmeyen tutar için sözleşmede öngörülen gecikme faizi dışında bir yükümlülük altına sokulamaz” şeklinde iki ana unsuru maddeye eklemiştir.

Birincisi %20 asgari ödeme oranını sabit oran olmaktan çıkarıp bu oranı iki katına kadar artırmaya veya eski haline kadar düşürmeye BDDK’ya yetki tanınmıştır. Ancak bu konuda BDDK tek başına yetkili kılınmamış, Hazine Müsteşarlığı ile T.C.Merkez Bankasının da olumlu görüş bildirmeleri şartına bağlamıştır.

Bu değişikliğin ilgi çekici yönü, oranın yalnızca artırım yönünde değiştirilebilmesi, düşürme yönünde yetki tanınmamasıdır. Asgari ödeme oranı konusunda yasama organının bir saplantısı olduğunu görüyoruz. 5464 sayılı yasanın taslağında asgari ödeme oranı %10 olarak öngörülmüştü. Ancak mecliste %20’ye çıkarıldı. BU kez 5915 sayılı yasa taslağında BDDK’ya asgari ödeme oranını değiştirebilme yetkisi veren madde, asgari ödeme oranını %10 ile %30 arasında belirleyebilme yetkisini öngörüyordu, fakat meclis yine taban oranı %20’ye yükseltti.

Asgari ödeme oranının yüksek tutulma gerekçelerini, meclis tutanaklarından okuduğumuzda görüyoruz ki, tüm kaygı kredi kartları ile kredi kullanılmasını önlemek, kredi kartlarının kredileme kolaylığının kolay borçlanmaya teşvik etmesini önlemek, kartları ödeme aracına indirgemek, sektör jargonunda kullanıldığı haliyle “chargecard”a indirgemek. Bütün bu söylemlerin arkasında hep halkı korumak kollamak, koruyucu devlet olmak düşüncelerinin yattığı apaçık.

İyi niyet çok saygı değer bir nitelik şüphesiz.

Ancak madalyonun bir de ters tarafına bakalım.

BDDK raporlarına göre Mart 2009 itibariyle ülkemizde 43,5 milyon tedavülde kredi kartı vardır. Bu kartların toplam borç bakiyesi ise, 33,1 milyar TL’dir. Tüketici kredileri toplamı ise 80,55 milyar TL’dir. Takipteki alacaklar ise kredi kartlarında 3 milyar, tüketici kredilerinde 2,7 milyar TL’dir. Orantılarsak, tüketici kredilerinin %3,3’ü, kredi kartlarının %10’u vadesinde ödenememiş, icraya intikal etmiştir. Risk yönünden kredi kartlarının önde olduğu apaçık görülüyor. Kaldı ki, kredi kartı alacaklarının yasal takibe aktarılmasında da her zaman gecikme vardır, aktarılan kısım kadar normal hesaplarda kalmış temerrüde düşmüş müşterilerin de olduğu bilinir. Takipteki alacakların yüksek görünmesi hoş karşılanmaz. O nedenle bazı alacaklar idari takip safhasında uzun kalır, hemen yasal takip hesaplarına aktarılmaz. Aktarıldığında karşılık ayrılması gerekecek ve karlılık olumsuz yönde etkilenecektir.

Kredi kartı alacaklarının 11 milyar liralık kısmı taksitli olarak ödenmektedir. Bu rakamlardan anladığımıza göre, asgari ödeme oranı 11 milyar liralık borcu oluşturan kart hamillerini yakından ilgilendiriyor.

Asgari ödeme oranı artırıldığında, kart hamillerinin de hemen aynı oranda ödemelerini artırmaları beklenmemeli. BU kesim zaten mümkün olan en yüksek ödemeyi yapmaktadır. Asgari ödeme oranı artırıldığında borçluların muhtemelen büyük kısmı asgari ödeme tutarlarını ödeyemeyecek, ödeyemedikleri asgari ödeme tutarları için bu kez temerrüt faizi ödemek zorunda kalacaklardır. Daha da ötesi, asgari ödeme tutarını üç dönem yatıramayan borçlu, bu kez icra tehdidi altında kalacaktır. Düşük asgari ödeme oranı ile daha az oranda faiz ödeyerek borçluluğunu itibarlı bir şekilde sürdüren kart hamili, artan asgari ödeme oranı ile birlikte, hem daha yüksek maliyete katlanmak zorunda kalacak hem de icraya düşerek itibarını ve sosyal statüsünü yitirecektir. Düşük asgari ödeme oranları bu ihtimalleri ötelemişken, oranın yükselmesi ile kişi doğrudan batırılmıştır. Asgari ödeme oranını yükseltmekle kim korunmuş oluyor, sorusu ortadadır. Son günlerde iş âleminde çok tartışılan “kredilerin geri çağrılması” olayı, asgari ödeme oranının yükseltilmesi halinde bireylere uygulanmış olacaktır. Kaldı ki, ticari kesimde dahi geri çağırma gerçekte uygulanmadı.

Yasa koyucunun iyi niyeti açıkça ortada. Ancak, “cehenneme giden yolun iyi niyet taşları ile döşendiği” gerçeğini de unutmamak gerekiyor.

11 milyar TL tutarındaki kredi kartı alacağının taksitlendirilerek/kredilendirilerek ödendiğini görmüştük. BU kesim şu anda asgari ödem oranı ile durumunu idare etmeye çalışıyor. Yani borç bakiyelerinin %20’sini, ki toplam borcun 2,2 milyarı ediyor, ödeyerek borçluluklarını sorunsuz sürdürmeye uğraşıyorlar. Ödeme oranı %30’a çıkarılacak olursa, bu kesimin ödemesi gereken miktar 3,3 milyara çıkacaktır. Bunu ödeme imkanları çok şüphelidir. Yine en fazla 2,2 milyar ödeyebilecekler, ödeyemedikleri 1,1 milyar için temerrüt faizi ödemek zorunda kalacaklardır. Bu da kart hamillerinin 8,25 milyon TL fazla aylık ödeme yapmaları demektir. Yıllık 100 milyon TL’ye tekabül edecektir.

Kart hamillerini koruyalım derken, kart hamillerinin cebinden, hem de ödeme gücü en düşük kesimin cebinden, yıllık 100 milyon TL daha alınıp bankalara aktarılacaktır! İyi niyet…

Asgari ödeme oranı ile oynamanın yaratacağı diğer bir sorun da, bankaların bu oranı tek taraflı olarak artırma konusunda ne kadar yetkili oldukları hususudur. BDDK bu oranı %40’a çıkaracak olsa, %20 üzerinden düzenlenmiş eski sözleşmeler ne olacaktır. Kişiler arasında özel hukuk hükümlerine göre yapılmış bir sözleşme, sözleşmeye taraf olmayan kamu otoriteleri tarafından değiştirilmeye zorlanıyor. BU değişiklik kart hamillerine 5464 sayılı yasanın 25. maddesinde açıklandığı şekilde son hesap özetine konulacak bir not ile yapılacaktır. Kart hamili bu hesap özetini aldıktan sonra kartını kullanmaya devam ederse değişikliği kabul etmiş sayılacaktır.  Sözleşme değişikliğine ilişkin madde:

Sözleşme değişiklikleri

MADDE 25 - Sözleşmede yapılacak değişiklikler kart hamiline bildirilir. Bu değişiklikler bildirimin yapıldığı döneme ilişkin son ödeme tarihinden itibaren hüküm ifade eder. Bildirimin ait olduğu döneme ilişkin son ödeme tarihinden sonra kartın kullanılmaya devam olunması halinde, sözleşmede meydana gelen değişikliklerin kabul edildiği addolunur. Faiz oranının artırılması durumunda ise bu değişikliğin hüküm ifa de edebilmesi için otuz gün önceden kart hamiline bildirilmesi zorunludur. Kart hamili faiz artırımına ilişkin bildirim tarihinden itibaren en geç altmış gün içinde tüm borcunu ödeyip kredi kartını kullanmaya son verdiği takdirde faiz artışından etkilenmez

Bu madde hükmüne göre, kart hamili, asgari ödeme oranının artırıldığını bildiren hesap özetini aldıktan sonra kartını kullanmaya devam ederse yeni ödeme oranını kabul etmiş sayılacak. BU hükmü tersinden okuyacak olursak, kartını kullanmayan kart hamili, asgari ödeme oranı değişikliğini kabul etmemiş sayılacak ve ona eski oran üzerinden hesap özeti gönderilmeye devam edilecektir.

5915 sayılı yasanın 1. maddesi, kamu hukukuna “müşteri segmentasyonu” kavramını da sokmuş bulunuyor! Yasa BDDK’ya, asgari ödeme oranını, belirtilen sınırlar içinde kalmak kaydıyla, “kart hamili gruplarına göre” farklı uygulama olanağı da getiriyor.  Bu yetki kapsamında BDDK; “Yaşı ellinin üzerinde olan müşterilerinize asgari ödeme oranını %40 uygulayın” diyebileceği gibi, “İstanbul’da oturanlar %35, Ankara’da oturanlar %20 ödesin” de diyebilir. Kart hamili gruplamalarının sınırı yoktur. Seçilen kriter ne ise gruplar o şekilde oluşur.

Sorun, bankaların veri tabanında olmayan bir kritere göre BDDK gruplama yapacak olursa, bankaların ne yapacağıdır.

Ya bankalar bu kurallara uymazsa ne olacak? 5464 sayılı yasanın 35. maddesi bunun yanıtını da vermiştir:

f) 24 üncü ve 25 inci maddelerine aykırılık halinde ikibin Yeni Türk Lirasından onbin Yeni Türk Lirasına kadar…”

Herkese iyi çalışmalar…

İlhan Sungur

İstanbul, 01.07.2009