Kurumlar kendilerine isim seçerken tam bir özgürlüğe sahiptir. Bu özgürlüğü de doya doya kullanırlar. Kamunun gözü önünde olmayan bir kurum, şirket veya dernekseniz koyduğunuz isim de özgürsünüzdür. Fakat toplumun büyük bir kesimini ilgilendiren ciddi bir iş yapıyorsanız, o zaman koyacağınız isme dikkat ediniz. Önünü arkasını iyi düşününüz ve amacınıza uygun düşen tam bir isim kullanınız. Yoksa başınızı çok ağrıtırlar.
“Bankalararası Kart Merkezi” bu duruma tam uyan bir örnektir.
Kredi kartları konusunda sıkıntılar ve riskler ne zaman gündeme gelse, gözlerin ilk çevrildiği yer hemen “Bankalararası Kart Merkezi” olur. Yaylım ateşleri başlar. Sokakta dağıtılan kartlardan tutun da, kart ücretlerinin haksızlığı, faizlerin yüksekliği gibi bir sürü konuda önlem almamakla, tüketici haklarını korumamakla ilk suçlanan hep kısa adıyla BKM olur. Neden, çünkü adı “Bankalararası Kart Merkezi”dir. Bu adı Bankalar Birliği gibi algılarlar. Bankaları bu konuda denetleyen bir üst kuruluş gibi görürler, o nedenle de BKM’den çözüm beklerler. Bu yanılgıya düşen sadece sokaktaki vatandaş değildir; pek çok okumuş yazmış, gazeteci, yazarçizer, siyasetçi, dernek vs’de bu yanılgıya kolayca düşer. Çünkü adı çok iddialıdır.
Oysa Bankalararası Kart Merkezi bankaların kendi aralarındaki kart işlemlerini kolaylaştırmak için kurulmuş bir hizmet şirketidir. O kadar, ötesi yoktur.
Kuruluş tarihçesine bir göz atmak, doğru konumlandırmak için yol göstericidir:
Kredi kartı işlemlerinin yayılmaya başladığı, bankaların hızla kredi kartı hizmetini sunmaya başladığı 1988-1990 arası yıllarda, bilgisayar teknolojisi veri saklama ve değişme ortamı olarak yalnızca tekerlek şeklindeki manyetik bantları kullanabiliyordu. Bu bantlardan hem veri indirme hem de karşılıklı borç alacak kayıtlarının takası uzun süreler alıyordu ve bankalar arasında birçok teyp bandı karşılıklı olarak gidip geliyordu. O dönemde yurt içinde kredi kartı çıkarmış 10 banka ve kurum var idiyse her birine ayrı ayrı takas teybi üretip, takas teyplerindeki işlemlerin net değerine göre, her kurumdan ayrı ayrı çek alıyordunuz veya veriyordunuz. Temelinde kütlesel işlemler olan kredi kartı işinin bu şekilde uzun süre yürüyemeyeceği ortada idi. Bu şekilde hem yürümesi hem de büyümesi çok zordu. Bugünkü işlem hacminin yüzde biri kadar iş hacmi ile işler çıkmaza girmişti!
Bu işin bir şirket tarafından tek elden yapılması beklenen çözümdü. Bu nedenle dönemin kart işi yapan 11 bankası bir araya gelerek takas işini yürütmek üzere 20.08.1990 tarihinde bir şirket kurdular ve şirkete “Bankalararası Kart Merkezi Anonim Şirketi” adını verdiler. Şirket PC üzerinde çalışan basit bir takas programı ile faaliyetine başladı. Gerek kart yayımcısı (issuer) gerekse üye işyeri anlaşması yapan bankalar (acquirer) bundan sonra borç ve alacak bilgilerini disketlerle sadece bu merkeze aktarmaya başladılar. Şirket kendisine gelen disketleri okuyup işleyerek bankaların birbirlerine karşı borçluluk ve alacaklılık durumlarını netleştirmeye başladı. Net sonuçlar da ertesi gün T.C. Merkez Bankası nezdindeki hesaplardan yapılan virmanlarla tasfiye ediliyor ve hesaplaşma işlemlerinin yükünden ve gecikmelerin maliyetinden bankalar kurtulmuş oluyordu.
Bankalararası Kart Merkezi hayati bir soruna çözüm getirmişti. Ama aynı zamanda bir platform da oluşturmuştu. Önceleri bir araya gelip ortak sorunları konuşma imkanı bulamayan bankalar, BKM ortamında buluşarak kart sektörüne ilişkin tüm sorunları masaya yatırmaya başladılar. Acil olarak takas sorunlarını çözen bankalar ikinci büyük adımı atarak, birbirleri ile olan kredi kartı provizyon işlemlerini, telefonlardan fakslardan kurtarıp, on-line real time bir çalışma ortamına taşıdılar. BKM takas merkezi dışında bir de “switch” merkezi olmuştu. Bu gelişme bugünün POS şebekesinin temelini oluşturdu.
Bu arada, yurtdışı kartlı işlem kuruluşlarının, bu fonksiyonları kendilerinin yürütebileceği, BKM gibi bir şirkete hiç ihtiyaç olmadığı şeklinde yürüttükleri uzun çaba ve kulis faaliyetlerini de unutmamak gerekir. Onlara uyulsa idi Türkiye bugün böylesine önemli bir alt yapı kuruluşuna sahip olamayacaktı. Yabancı kulislere yüz vermeyip ulusal bir şirketi kurmakta ısrar eden dönemin basiretli banka yöneticilerini de her zaman takdirle anmamız bir vefa borcudur.
BKM faaliyetleri halen bu iki ana fonksiyon üzerinde yürümektedir. Çok önemli bu iki ana görevin üstesinden gelindikten sonra bankalar, BKM’ye diğer yan ve faydalı fonksiyonları da yüklemeye başladılar. Bunlar birleşik uyarı listesinin yayınlanması, bankalara yurt dışı kart kuruluşlarına bağlanmak için köprü görevi görme, sektör istatistikleri tutma ve yayınlama, üyelerin uyacağı işlem standartlarını belirleme, tanıtım gibi işlerdi.
Görüldüğü gibi, yapı tamamen kart işi içinde olan bankalara hizmet etmek, onların işlerini kolaylaştırmak, hızlandırmak, risklerini azaltmak, verimlerini yükseltmek üzerine kurulmuştur. Hiçbir yerinde kartı hamilleri temsil edilmez. Kart hamilleri banka müşterileridir yalnızca. Bankalararası Kart Merkezi Anonim Şirketini kuran bankalar, bu şirkete müşterileri ile aralarındaki ilişkilere müdahale etmek veya kendi müşterilerinin haklarını korumak gibi fonksiyonları asla yüklememişlerdir. Zaten böyle bir yetki transferi beklemek de eşyanın tabiatına aykırı olsa gerek. Hangi şirket, ya da banka, müşterisi ile arasına, ilişkilerini düzenlemeye ve kendisi yerine müşterisinin haklarını korumaya çalışan bir aracı koyar.
Adının kart merkezi olması maalesef ona, feryat eden kart hamillerini koruma kollama görevi vermiyor. Bu şirketin asıl görevi, üye ve ortakları olan kart işini yürüten banka veya şirketlerin kart operasyonlarını en iyi şekilde yürütmeleri için gereken ortamı sağlamaktır. Son kullanıcı ile muhatap olan bir şirket değildir.
Bankalarla müşterileri arasındaki ilişkileri düzenleme konusunda tek yetkili mercii, Bankalar Yasasından aldığı yetki ile Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kuruludur.
Bu hatalı anlayış yalnızca üçüncü kişiler arasında değil, yargı mercilerinde bile görülebiliyor. Örneğin Yargıtay, 2003 yılında kredi kartları ile ilgili bir dolandırıcılık davasıyla ilgili bir kararında “… Numaralı kartların sahte olup olmadığının Bankalararası Kart Merkezinden sorulmasına…” ibaresine hüküm içerisinde yer vermiştir.
Oysaki BKM’nin böyle bir sorumluluğu yoktur. Kartların sahte olup olmadığını bilmesine olanak da yoktur. Bu kartların sahte olup olmadığı ancak, kart numarasına göre, ait olması gereken kart yayımcısı kuruluş tarafından bilinebilir. Bu kuruluş da sahteliğini saptadığı kart numarasını, tedavülden kaldırılan kartlar listesine bildirmekle ve yayın süresini belirtmekle yetinir. Bu bilgileri yurtdışında ilgili kartlı sistem kuruluşları (Vİsa, MasterCard) derleyip yayınlar. Yurtiçinde ise bu görevi BKM yapar. Ancak kartın yurt dışında da kullanılmasına engel olunmak isteniyorsa, kart numarası yurt dışı kartlı sistem kuruluşuna da bildirilir.
Bu durumda BKM’ ye ancak, kartın sahte olup olmadığının sorulacağı kuruluşun kim olduğu sorulabilir. Kart numarasının sahte karta ait olup olmadığının BKM’den sorulması, Bir taşıt aracının plakasının doğru olup olmadığının Şoförler Derneğine sorulmasına benzer.
Bu tür taleplerin BKM’yi de zor durumda bıraktığı kesindir. Böyle bir talebi alan BKM yetkililerinin “bu bilgiye biz resmen sahip değiliz” diye yanıt vermekten çekindiklerini, mahkemeye yardımcı olmak için çaba harcadıklarını düşünüyorum. Ancak, yetkili merciden alınmamış bilgilerin hükme esas alınmasının ne derece sağlıklı olduğu da tartışmaya açıktır.
Benzer yapılanma, kredi Kayıt Bürosu için de geçerlidir. O da Bankaların ortaklığıyla kurulan, bankalardan kredi kullanan bireylerin kredi kartı ve bireysel kredilerden doğan risklerini, ödeme performanslarını izlemekle görevli bir şirkettir. BU şirketin amacı da müşteriyi korumak, ona yol göstermek değil, kredi kartı verilecek veya bireysel kredi kullandırılacak müşterinin risk durumunu anlamak için bankalara yardımcı olmaktır.
Durumunun bozuk olduğu kredi kayıt bürosu kayıtlarından görülebilen bir kişiye kart veya kredi, genel kural olarak verilmez. Çünkü böyle bir kredinin batması halinde veren banka yetkililerinin sorumluluğu vardır.
Velev ki verildi!
Peki, bu durumda kart hamiline kötülük mü yapılmıştır? Kart hamili bu kart veya kredi nedeniyle mi batmıştır. Yoksa zaten batık olan kişinin bir süre daha nefes alması mı sağlanmıştır. Bu durumda kartı veya krediyi veren banka suçlumudur? Yoksa tahsil edemeyeceği bir krediyi kullandırdığı için zarar mı görecektir?
İnsanlara çok kredi kullandırıyorlar diyerek bankalara, nasıl kredi vermeleri gerektiğini öğretmeye kalkmak bankaları risklerini yönetemeyecek derecede aciz görmekle eşdeğer değil midir?
Bir gazete köşe yazısında şu ifadeler yer alabiliyor:
“Türkiye’de kredi kartlarının kime verileceğini nasıl verileceğini düzenleyen Bankalararası Kart Merkezi (BKM) ve Kredi Kayıt Bürosunun görevleri konusunu yeniden gündeme taşıdı. Ben şahsen bu büronun gerektiği kadar bilimsel ve ciddi çalışmadığı ve tarafsız davranamayacağı kanısındayım” (Tevfik Dalgıç, 13.08.2008 Referans Gazetesi).
Yazarın kanaati çok yerinde, ancak bu şirketlerin görevleri ile ilgili varsayımları maalesef tümüyle yanlış. Bu şirketler kimlere nasıl kart verileceğini düzenleme yetkisine sahip değiller. Bu yetki esas olarak bankaların kendisindedir. Yasa koyucu tarafından bu konuda bankaların uyacakları kuralları belirleyen çerçeve, 5464 sayılı yasa ile verilmiş, uygulamanın denetimi de BDDK’ya bırakılmıştır.
BKM’yi ve kredi kayıt bürosunu Türkiye kart sektörünün alt yapı şirketleri olarak kabul edip rahat bırakmak, onlara sahip olmadıkları fonksiyonların hesabını sormaktan vazgeçmek zorundayız. BKM ve KKB düzenleyici kurumlar değildir, müşteri banka çelişkilerini giderecek tahkim yeri hiç değildir. Sektöre hizmet veren, tüm çalışmaları bu hizmetlerin güvenliği ve verimliliğine dönük kurumlardır. Ahlaki sorumlulukları yoktur.
Her gün üzerlerinden geçen milyonlarca işlemin fiyatlandırması tamamen kendi inisiyatiflerinde olmasına rağmen bu şirketlerin amacı en yüksek karları sağlamak da değildir. Asıl amaç, hizmeti en düşük maliyetle ve en etkin şekilde vermektir. Bu şirketler kendilerini kar merkezi olarak konumlandırmamıştır. Bu bir tutarsızlık değildir, çünkü karların, kurucu ve ortakları hatta üyeleri olan, kart ve kredileme hizmeti veren banka ve şirketlerde realizasyonu asıl hedeftir. Kar amacı gütseler ve halka açılsalar, sahip oldukları konumlarıyla, emin olunuz ki Türkiye’nin en değerli şirketleri, borsacıların gözdesi olurlardı.
İlhan Sungur
08.01.2009