Asgari Ödeme Sorunları

Beklenen değişiklik geldi. BDDK, 12 Aralık 2010 tarihli Resmi Gazete ile Banka Kartları ve Kredi Kartları Hakkında Yönetmeliğin asgari ödeme oranlarına ilişkin maddelerini ciddi biçimde değiştirerek, kredi kartlarına bir kredi aracı olarak bakmadığını teyit etmiş oldu.

Yönetmelik yeni değişiklikle kredi kartlarını limit bazında üç kategoriye ayırıyor.

Düşük limitli kartlar   : limitleri 15.000- liraya  kadar olanlar,

Orta limitli kartlar       : limitleri 15.000-20.000.- arasında olanlar,

Yüksek limitli kartlar  : 20.000.- ve yukarısı.

Düşük limitli kart grubu diyeceğimiz ilk grubun asgari ödeme oranı %25’ten, orta limitli kart grubunun %30, yüksek limitli grubun ise %40’dan az olamayacak.

Ancak değişiklikler yönetmelik değişikliği yayınlanır yayınlanmaz uygulanmıyor. Düşük limitli grup dediğimiz ilk grup, uygulamanın başlatılması açısından kendi içinde tekrar ikiye ayrılıyor: limiti 5.000 liraya kadar olanlar ve 5.000 ile 15.000 arası olanlar diye. Asgari ödeme artışları genel olarak yönetmeliğin yayımı tarihinden itibaren 6 ay sonra başlarken limiti 5.000 liraya kadar olan kart grubunda değişiklikler 12. aydan itibaren başlatılıyor. Burada düşük limitli veya bir diğer deyişle daha düşük gelir seviyesindeki insanların kullandığı kartlara daha fazla tolerans gösterildiğini, bu grubun asgari ödeme oranının daha geç yükseltilerek kendilerini yeni duruma ayarlamaları için daha uzun süre tanındığını söyleyebiliriz. En düşük limitli bu grubun asgari ödeme oranları bir yıl süre ile %20 devam edecek, bu süre bittiğinde %22’ye yükseltilecek ve bir yıl da bu orandan devam edilecek, 24 ay bu şekilde tamamlandıktan sonra %25’e çıkılacak.  En düşük limitli kart gruplarına %25’e çıkıncaya kadar iki yıllık bir süre tanınmış oluyor.

5000.-15.000 lira arası limitli kart gruplarında eski orandan ilk altı ay devam edilecek, sonra %22’ye, 12 ay tamamlandıktan sonra ise %25’e çıkılacak.

Kart limiti 15.000-20.000 arası olanlara da 24 aylık bir geçiş süresi tanınmış. İlk altı ay eski oran uygulanacak, takip eden 6 aylık süre için %22, bu süre dolduğunda %25’e ve altı ay bu orandan devam edildikten sonra %28’e çıkılacak. 6 ay süresince de %28 uygulandıktan sonra yeni oran %30’a çıkılacak.

Yüksek gelir gruplarınca kullanıldığı varsayılan 20.000 ve daha yüksek limitli kart gruplarının asgari ödeme oranları ise, ilk altı ay değiştirilmiyor, sonraki altı her altı ayda bir, 22, 25, 28,30, 35 ve 36. aydan itibaren %40’a çıkarılıyor.

Mevcut kart kullanıcılarının durumu bu şekilde ayarlanırken, ilk defa kart kullanıcısı olacakların durumu ise biraz karışık görünüyor.

Yeni, tahsis edilen kredi kartlarında asgari ödeme oranı bir yıl süre ile %40’tan aşağı olamayacak. Yönetmelikte konan bu kuralın “mefhumu muhalif”inden anlıyoruz ki, bir yıl dolduktan sonra bu kez kartın limitine bakılarak hangi grup limitte ise o grubun asgari ödeme oranına tabi tutulacak. Yani 2.000 lira limitli bir kart verilen kişi ilk sene kesinlikle %40 asgari ödeme oranına tabi tutulacak, bir yıl dolduktan sonra ise asgari ödeme oranı %25’e düşürülecek. Yeni kart hamillerine adeta bir staj dönemi yaşatılacak .

Limit değişiklikleri bunlarla da sınırlı değil maalesef.

Bir de çok önemli bir değerlendirme maddesi getirilmiş durumda. En az ödeme oranları bu şekilde olmakla birlikte siz iyi bir kredi kartı kullanıcısı olmak istiyorsanız, her dönem boırcunuzun en az yarısını ödeyin. Eğer bir yılda, ki takvim yılı kastediliyor, ödemeleriniz üç kez %50’nin altında kaldı ise, tüm kart borcunuzu kapatana kadar size limit artışı yapılmayacak ve nakit avans da kullandırılmayacak. Kural 6 ay sonra yürürlüğe giriyor…

Daha önce kart hamilleri üç sınıfa ayrılır demiştik ya, şimdi daha önemli iki sınıfa daha ayrıldılar. Düzenli olarak borcunun %50’si ve daha fazlasını ödeyen makbul kart kullanıcıları ve diğerleri…

Diğerlerinin durumu kötü. Mahcur muamelesi görecekler. Kart limitleri artırılmayacak, sıkıştıklarında nakit avans kullanamayacaklar.

Bu uygulama kart hamillerinin olduğu kadar Bankaların da canını sıkacak. Büyük bir gruba nakit avans kullandıramaz duruma düşecekler. Kredi kartı kullanıcılarının yaklaşık yarısı kartını kredili kullanır ve büyük kısmı da asgari ödeme veya asgari ödemenin biraz üzerinde ödemelerle kart kredilerini devam ettirip giderler. Zaten %50 ve daha fazlasını düzenli ödeyebilen kişilerin nakit avansa da pek ihtiyaçları olmadığı ortadadır. Nakit avansa gerçekten ihtiyaç duyacak kişiler ise, kredi kartı yerine bireysel kredilere yönlendirilmiş olacak.

Devlet, kendini korumayı bilmeyen borçluları biz, kendi iyilikleri için böyle koruma altına alırız diyor. Biraz da ekonomiyi soğutma adına olsa gerek. Hayırlı olsun kart sektörüne.

Bakalım tüketici dernekleri bundan sonra neden şikayet edecekler. Bu kez de asgari ödeme oranlarının yüksekliğinin kart hamillerini ne kadar zorladığı, gereksiz yere temerrüt faizleri ödemelerine yol açtığı şikâyetlerini duyar gibiyim.

İlhan Sungur

İstanbul, 24.12.2010

İsungur1@gmail.com

www.ilhansungur.com

(Payment Systems Magazine Ocak 2011 sayısında yayınlanmıştır)

Riba

“Bugünkü bankalar riba esasına göre işlememektedir; tam tersine, tasarruf sahiplerine kar payı (ribh) vermekte, borçlusundans getiri (faide) almaktadır. Dolayısıyla modern bankacılık sistemleriyle Kur’anın haram kıldığı  ve alanlar için şiddetli azap vaadettiği riba arasında en küçük bir ilişki söz konusu değildir”  (Ebu Zeyd)

Karınca ile Aslan

Küçük bir Karınca her sabah erkenden işine gelir ve neşe içinde çalışmaya başlardı…..

Çok çalışır… Çok üretir… Ve bunları keyif içinde yapardı.

Patronu Aslan, Karınca’nın başında yöneticisi olmadan kendiliğinden bu kadar hevesle çalışmasına çok şaşırırdı. Bir gün karı ve verimliliği arttırmak için aklına parlak bir fikir geldi. Eğer Karınca, başında bir yönetici bile olmadan bu kadar üretken olabiliyorsa, bir de başarılı bir yöneticisi olsa neler yapardı.

Bunun üzerine, müthiş bir yöneticilik kariyeri olan ve yazdığı raporlarla ünlü Hamamböceği’ni işe aldı. Hamamböceği işe öncelikle bir saat alarak başladı. Böylece Karınca’nın çalıştığı saatleri tam olarak ölçebilecekti. İş saatlerinde gevşekliğe müsaade etmeyecekti. Elbette raporlarını düzenleyecek bir sekretere de ihtiyacı olacaktı. Bu nedenle hem telefon trafiğini yönetmek ve hem de arşiv işleri için Örümcek’i işe aldı.

Aslan, gelişmelerden çok memnundu. Hamamböceği’nin hazırladığı raporlar gerçekten harikaydı. Hatta ondan üretim hızını ölçen ve karlılığı analiz eden renkli grafikler de hazırlamasını istedi. Böylece bu raporları ortaklarına sunum yaparken kullanabilecekti.

Hamamböceği, bu raporları üretebilmek için yeni bir bilgisayara ve donanıma ihtiyaç duydu. Artık artan ekipmanlar için de artık bir bilgi işlem departmanı oluşturmanın zamanı gelmişti. Bu işleri idare etmek için Sinek’i işe aldı.

Bir zamanlar mutlu, üretken ve rahat olan Karınca bu yeni toplantı düzeninden ve evrak işlerinden yılmıştı. Zamanın büyük bir kısmını sorulan soruları cevaplamak ve evrak işleri yapmakla geçiyordu.

Aslan, Karınca’nın bölümünün giderek büyümesinden memnundu. Bölümü daha da büyütmek üzere bir üstyöneticiye ihtiyaç olduğunu düşündü. Ve bölüm başkanı olarak başarıları ile ünlü Ağustosböceği’ni işe aldı.

Kendi rahatına ve keyfine düşkün Ağustosböceği’nin ilk icraatı ofisi rahat edebileceği yeni mobilyalarla döşemek oldu. Tabi ki kendisinin yeni bir bilgisayara, bütçe kontrol ve stratejik verimlilik planı hazırlanması için kişisel bir yardımcıya ihtiyacı vardı. Bunun üzerine eski işyerindeki yardımcısını işe aldı.

Karınca’nın çalıştığı yer giderek kimsenin gülmediği, neşesiz ve mutsuz bir mekana dönüşmüştü. Ağustosböceği, patronu Aslan’ı ortamın ruh halini değiştirecek bir çalışma yapılması gerektiğine ikna etti.

Bunu üzerine, Karınca’nın bölümünde olup bitenleri gözden geçiren Aslan, üretimin ve karlılığın dramatik bir şekilde düştüğünü farketti. Hemen, son derece itibarlı ve iyi tanınmış bir Danışman olan Baykuş’u sorunu çözmesi için işe aldı.

Baykuş, Karınca’nın departmanında 3 ay geçirdi. Bu hummalı çalışmanın ardından ciltlerce süren muhteşem bir rapor yazdı.

Raporun sonucu şuydu: “Departmanda aşırı istihdam vardı”.

Aslan, raporu inceledikten sonra dramatik bir karar verdi. Ve, elbette, ilk olarak negatif tavırlarıyla dikkat çeken, mutsuz ve çalışma isteğini kaybetmiş olan Karınca’yı işten çıkardı.

Kart borçluluğu istismarı

İzmir’de organize suç örgütü kurup maddi durumu iyi olmayan kadınları fuhşa teşvik ettikleri öne sürülen 11 kişi, adliyeye sevk edildi. Zanlıların, özellikle boşanmış, kredi kartı borcu bulunan ve maddi durumu iyi olmayan kadınlarla irtibata geçerek, fuhuşa teşvik ettikleri öğrenildi.

Bir istihbaratı değerlendiren İzmir Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi Ahlak Büro Amirliği ekipleri, kadınlara fuhuş yaptırdıkları öğrenilen grubu takibe aldı.
Yapılan istihbarat çalışması ve teknik takibin ardından grup elemanlarının yakalanması için Manisa, Akhisar, İzmir ve Çeşme’de belirlenen adreslere eş zamanlı baskınlar düzenlendi.
Hürriyet 20 Mayıs 2011

Operasyon sonucu liderliğini S.D. (40) isimli kadının yaptığı çoğu kadın 15 kişi gözaltına alındı. Zanlılardan dördü, ifadelerinin alınmasının ardından serbest bırakıldı, 11′i ise sorgulanmalarının ardından adliyeye sevk edildi.

Biri 17 yaşında 22 kadına fuhuş yaptırdıkları belirlenen zanlıların, özellikle boşanmış, kredikartı borcu bulunan ve maddi durumu iyi olmayan kadınlarla irtibata geçerek, fuhşa teşvik ettikleri öğrenildi.

balıklarımız

Benimki kaç santim öğrendim: http://bit.ly/99E1Jr, seninki kaç santim?

Çanakkale

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.

Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.

Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle ‘bu: bir Avrupalı’

Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.

Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.

Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!

Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,

Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.

Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.

Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.

Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer…

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.

Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.

Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’â mı göğsündeki kat kat iman?

Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i İlahi o metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;

Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedi serhaddi;
‘O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme’ dedi.

Asım’ın nesli…diyordum ya…nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.

Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,

Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın.

Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.

‘Bu, taşındır’ diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;

Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,

Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;

Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.

Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,

Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;

Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın…Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…

Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

MEHMET AKİF ERSOY

Mısır Şurubu

Mısır şurubunun ne olduğunu bilmeden yıllarca birçok üründe tüketildi. Amerika’da üretilen ürünlerin dörtte birinde mısır şurubu kullanıldığı tahmin ediliyor. Mısır şurubunun tatlandırıcı olarak gıda üreticileri tarafından kullanılmasının en büyük nedenleri fiyatının şekere oranlar daha ucuz olmasıdır. Bu ucuzluk zamanından Amerika’da kola fiyatlarının 3$ ucuzlamasını ya da karlarının bir o kadar artmasını sağlamıştır.

Mısır nişastasının elde edildiği mısırların çoğu genetiğiyle oynanmış mısırlardır. Türkiye mısır ithalinde yurt dışına bağımlı bir ülke durumuna getirilmiştir. Yurt dışından ithal edilen mısırın genetiğiyle oynadığı bilinen ülkelerden gelmektedir ve kısa süre önce genetiğiyle oynanmış mısırlar gümrüklerde yakalanmıştır.

Mısırdan elde edilen mısır nişastası üçlü bir basamak şeklinde enzimler yardımıyla karmaşık, zahmetli yöntemlerle elde edilen früktoz yine de maliyet olarak şeker pancarından elde edilen şekerden daha ucuza gelmektedir.

Mısır şurubunu nerelerde kullanıyoruz? Tüm meşrubatlarda, kek, pasta, tatlılarda, lokumlar, şekerlemeler, diyabetik ürünler, çocuklara özel geliştirilmiş birçok üründe, ketçaplarda, salata soslarında, özel tür ekmeklerde, yoğurtların tatlandırılmasında, kilo aldırmaya yönelik birçok özel ürün gibi yüzlerce üründe mısır şurubunu tüketiyoruz.

Şeker hastaları glikozu kullanamadıkları için besin endüstrisi şeker hastaları için früktozlu yani mısır şuruplu ürünler hazırlamaktadırlar. Bu ürünler içerisindeki früktoz nedeniyle şeker hastalarının kan şekerlerinde yükselme hissetmezler ve bu ürünlerin güvenilir olduğunu var sayarak tüketmeye de devam ederler. Früktoz tüketiminin normal bireylerde şeker hastalığı normal şekere göre yakalanma riski daha yüksektir.

Açlık hislerini atıştırmalık ürünlerle geçiştirmek isteyen kişiler früktozlu besinlerin kan şekerini hızlı yükseltmemesinden dolayı früktozlu ürünlerden daha çok yiyerek açlık hislerini baskılarken, şeker kullanılarak yapılan ürünlerden kan şekerini hızla yükseltmesiyle açlık hissini ortadan kaldırılır. Früktozlu ürünlerden daha çok tüketilmesiyle günlük kalori alımının artmasıyla şişmanlığın oluşmasına zemin hazırlamaktadır.

Günlük enerjinin %20’sini aşan bir früktoz kullanımı LDL kolesterolünün armasına neden olmaktadır. Artan LDL kötü kolesterol kalp damar hastalıklarının oluşmasına neden olmaktadır. Tükettiğimiz birçok ürün içersinde yer alan mısır şurubu nedeniyle günlük tüketim oranı artmaktadır. Her gün düzenli meyve, diyabetik ürünler kullanan, kola tüketen kişilerde LDL kolesterolünün artması nedeniyle kalp damar hastalıklarına yakalanma riskleri artmaktadır.

Diyabetik ürünlerin içerisinde kullanılan früktoz kan şekerini yükseltmediği için tercih edilir. Toplumda oluşan yanlış kanıyla diyabetik ürünlerin enerjisi azaltılmış ürünler olduğunu düşünülerek kilo kontrolünde kullanılır. Früktozun kalorisi de şekerin kalorisiyle aynıdır. Her ikisi de 1 gr 4 kkal enerji verir. Düzenli tüketilen diyabetik ürünlerle; şeker hastalığı, şişmanlık, kalp damar hastalıklarına yakalanma risklerini arttırmaktadırlar.

Günlük olarak tükettiğimiz meyvelerin içerisinde aldığımız bir miktar früktoz bulunmaktadır. Bu sağlıklı ve doğal yollarla aldığımız früktozun vücudumuza bir zararı yoktur. Genetiği oynanmış mısırlardan doğal olmayan yollardan üretilen früktozun günlük tüketim miktarını en düşük seviyelerde tutulması gerekir. Bunun için günlük tüketilen besinlerde:

  • Başta kola olmak üzere tüm meşrubatlar, meyveli sodalarda
  • Tatlandırılmış meyveli yoğurtlarda
  • Früktozla yapılmış kek, pasta ürünlerde
  • Diyabetik şekerler, çikolatalar, reçeller, tatlılarda
  • Früktozlu ketçaplar ve salata soslarında
  • Çocuklarınıza aldığınız meyveli yoğurt, süt ürünlerinde
  • Lokum, şekerlemelerde

mısır şurubu kullanılmaktadır. Günlük tükettiğiniz bu ürünleri kontrollü olarak tüketilmesi gereklidir. Çocuklarınıza aldığınız ürünlerde mısır şurubu kullanılanları tercih ettiğinizde ileride şeker hastalığı, kalp damar hastalıkları, şişmanlık oluşum riskini arttıracağı unutmamalıdır.

“Mısır Şurubu” başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Dyt.Gökmen GÖK’e aittir ve makale, yazarı tarafından TavsiyeEdiyorum.com (http://www.tavsiyeediyorum.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

KOLESTEROL YALANI

Erdal Turunçoğlu
Babam 1988 yılında bypass olmuştu. O yıldan sonra uzun sure bir kolesterol ilacı kullanmaya başlamıştı. Bazı şikâyetleri üzerine 5.kez anjiyo olacaktı. Anjiyo tarihinden 1 ya da 2 gün önce güvendiğim bir kişi aracılığıyla Prof. Dr. Canan Karatay ile tanıştım. Kendisi Dahiliye ve Kardiyoloji doktorası yapmış bir kişiydi. Babamı ilk muayenesinden sonra anjiyo olmasını engelledi. (hatta anjiyoyu
engellemek ve babamı fikrinden vazgeçirmek için sert bir ifade bile takınmıştı.) Devamında kan tahlilleri istedi ve sonuçlardan sonra da ilaçlarında değişikliklere gitti.
Hekim gözüyle ;
Babamı 1988 den beri çok farklı, kalple ilgili  televizyonda seyrettiğim doktorlar da dahil olmak üzere birden fazla hekim muayene etmişti. Kan tahliliyle ilgili istedikleri, hastalığın seyriyle ilgili
soruların bu kadar detaylandırıldığını ve konsantre olunduğunu hatırlamıyorum. İçimde kendisine ve kararlılığına karşı saygı oluştu. Kolesterol ilacını kesip de arkasından sadece tuzsuz fıstık ve
kavrulmamış fındık önermesi, her gün yumurta yiyin demesinden sonra babamın kahkahası beni hayli germişti. Arkasından, babam ilaçlara rağmen yüksek seyir izleyen kolesterolünü
kuruyemiş ve yumurta ile düşürürse Canan hanımın büstünü dikeceğini yüzüne karşı söylemişti.
Babam o günden 20 Nisan 2007 yılına kadar bir daha kolesterol ilacı kullanmadı. Kan değerleri, kolesterol seviyesi hiçbir zaman ilaç kullandığı dönemden daha kotu olmadı.
Vefat sebebi ise mide kanseriydi. Kanser tetikleyen ilaçların içindeki etkenin kendisi miydi? Yoksa ilaçlardaki boyar madde, koruyucu maddemi, ilaca kıvamını veren bir başka maddemiydi? (titanyum
dioksit,magnezyum stearate vb. …) Bilemiyorum. Bildiğim ise fakültede 1.sınıfta biyokimya dersinde hocamızın söylediğidir.Vücudumuza aldığımız her kimyasal, ya da etken maddeler, başka
döngüleri de etkilemektedir.Aşağıda Canan Hanım ortak tanıdığımıza yazdığı e-postayı okumanızı öneririm.
Kolesterol ilaç firmalarının yarattığı bir entitedir. Büyük bir yalandır.Büyük bir yalanı firmalar uydurmuş senelerce herkes buna inandırılmıştır! !En pahalı ve tehlikeli ilaçlarını satabilmek için.
Statin grubu ilaçlar kanser yapıyor, ALZHEİMER yapıyor ve de kalpyetersizliği yapıyor. Yaşlılarda dengesizlik ve unutkanlık ve deyaygın vücut ağrılarının sebebidir.
Ben hayatta bu ilaçları vermedim ve de alan hastalarıma bıraktırıyorum! !
Bütün hayvanların hücre yapılarında kolesterol bulunur. Kolesterol olmazsa vücudumuzda ne biz ne de hiç bir hayvan yaşayamazdı, oluşamazdı yeryüzünde.Bu rakamları sağlık kılavuzlarında ortaya atan kişiler 8-9 milyon dolarlar aldıkları bu firmalardan, senelerden beri biliniyor.Kendileri itiraf ettiler çünkü.
Kolesterol diye bir hastalık olamaz.Karaciğeri yağlanmaya başlayan herkesin, şeker metabolizması bozulmuş olan herkesin kolesterolü yükselir.Hastalıkların nedeni kolesterol değildir. Kolesterol altta bir metabolik bozukluk bulunduğunu göstermektedir. Asıl en tehlikeli olanı kanda yüksek olan şeker ve
ensülindir.Bütün hastalıkları bunların başlattığını senelerdir söylüyoruz.Rant getirmediği için göz ardı ediliyor!Para getirmediği, hediyeler dolarlar, lüks otellerde konaklamak getirmediği için doktorlar aldırmıyorlar.
İşte ben EXPO CHANNEL’ da aylardan beri bunu söylemekteyim. İnsanlar şaşırıyorlar. İlaç firmalarının yarattığı hastalıklar 3 tanedir ve dikkat ederseniz, bu ilaçları en pahalı olanlardır.
1. Kolesterol
2. Osteoporoz
3. Menopoz
Bunların hepsi fizyolojik  olaylardır, HASTALIK OLAMAZLAR! !
Her yere forward edebilirsiniz, arzu ediyorsanız.
Sevgilerimle, Canan Karatay

Zaytung Haberi

Kredi kartı sözleşmesini imzalamadan önce sözleşmeyi sonuna kadar dikkatlice okuyan üniversiteli genç, Devlet Denetleme Kurulu’na musteşar olarak atandı…

Salkımsöğüt

Akıyordu su
gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.
Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını!
Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!
Birden
bire kuş gibi
vurulmuş gibi
kanadından
yaralı bir atlı yuvarlandı atından!
Bağırmadı,
gidenleri geri çağırmadı,
baktı yalnız dolu gözlerle
uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!

Ah ne yazık!
Ne yazık ki ona
dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,
beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!

Nal sesleri sönüyor perde perde,
atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!

Atlılar atlılar kızıl atlılar,
atları rüzgâr kanatlılar!
Atları rüzgâr kanat…
Atları rüzgâr…
Atları…
At…

Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!

Akar suyun sesi dindi.
Gölgeler gölgelendi
renkler silindi.
Siyah örtüler indi
mavi gözlerine,
sarktı salkımsöğütler
sarı saçlarının
üzerine!

Ağlama salkımsöğüt,
ağlama,
Kara suyun aynasında el bağlama!
el bağlama!
ağlama

Kanadalılar Kart Yasası Gerekliliğini Tartışıyor!

Kanada’nın büyük kredi kartı şirketleri, siyasileri işlerine karışmamaları konusunda uyardılar ve ödemelerde yapılacak bir düzenlemenin müşterilere zarar vereceğini belirttiler.

MasterCard Kanada’nın başkanı Betty De Vita, Avustralya’yı örnek gösterdi, ülkenin ödemeleri düzenlemesinin sonuçlarının  “beklenmeyen sonuçlara dair bir ders” olduğunu belirtti.

Perşembe günü yapılan Senato kuruluna “Düzenlemenin, tüketici fiyatlarını indirmelerini bekliyorlardı. Ne oldu? Fiyatlar aşağı inmedi.” dedi.

“Eğer  takas komisyonları  yapay yollarla azaltılırsa, bankalar bu azalışa karşı önlem almak durumunda kalırlar. Avustralya tüketicileri  kart ücretlerinin ve  faizlerin  arttığını,  bonus gibi ek  hizmetlerin  ile azaldığını gördüler.”

Kredi kartlarını denetleyecek bir kurum oluşturulmasını isteyen liberal görüşlü senatörler, bu açıklamayı inandırıcı ve ikna edici bulmadılar.

Liberal senatör Pierrette Ringuette, kredi kartı endüstrisinin kontrol altında tutulması gerektiğini, yılın başında Finans Bakanı Jim Flaherty’nin belirttiği gönüllü iyi niyet yaklaşımının yeterli olmadığını söyledi.

Açıklamasında kredi kartı şirketlerinin, bankaların ve sektörün diğer oyuncularının, yüksek işyeri komisyonlarından  ve  kredilendirilen kredi kartı borçlarına uyguladıkları yüksek faizlerden senede 7 milyar dolar gibi bir para kazandıklarını belirtti.

By Julian Beltrame | Thu Nov 25 2010 OTTAWA